Yazarım Bak! Asabımı Bozmayın!
24 Mart 2026 Salı
İKİ SEÇİM ARASINDA VEDA EDEN MİLYONLAR
Önümüzdeki beş yıl sonraki seçimleri de yaklaşık 2,5 milyon kişi daha göremeyecek. Kimlerin bu listenin içinde olacağını ancak Yaratan bilir. Vakit geldiğinde emir uygulanır ve sorgu başlar. Üstelik o büyük hesap gününde, ne kendimizi saklayabileceğimiz bir maske ne de önümüzde hazır metinlerin aktığı bir "prompter" olacak. Sadece çıplak hakikat ve biz...
O yüzden esas olan, tüm şartlarda erdemli davranmak, ilkeli davranmak, Kuran-ı Kerim'in tabiriyle haktan yana olup var gücüyle ve bütün işlerinde adaleti gerçekleştiren ve adalet numunesi şahitler olmaktır. (Maide Suresi, 8.ayet)
Bir de unutmamalı ki sayıca fazlalık yanlışları doğru yapmayacağı gibi; sayıca az olmak da doğruları yanlış yapmaz.
Hatta kainatta en fazla bulunan şeyler en değersiz madenler iken, en az bulunanlar ise en değerli olanlardır.
Öyleyse:
"Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama!
O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa!
Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana!
Kendisine ayetlerimiz okunduğunda “Bu eski insanların masalları!” diyene!
Yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız" (KALEM SURESİ)
(Mayıs, 2023)
18 Mart 2026 Çarşamba
ZİHİNLERİN GÖRÜNMEZ PRANGASI : MANİPÜLASYON

Son on yıl bana şunu öğretti: Manipüle edilemeyecek yani yönlendirilemeyecek kişi, manipüle edilemeyecek kitle hemen hemen yok gibiymiş.
Kimini milli duygularla..
Kimini dini duygularla..
Kimini cesaretiyle...
Kimini korkutarak...
Kimini gurur ve kibriyle manipüle edebilirmişsin.
"O kimseler ki sözü dikkatle dinlerler, sonra onun en güzeline tâbi olurlar. İşte onlar o kimselerdir ki, onları Allah hidayete erdirmiştir. Ve işte selim akıllara sahip olanlar da ancak onlardır." (Zümer Suresi, 18. ayet)"
"Ey iman edenler! Size bir fasık (güvenilmez kişi) bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberi iyice araştırın." (Hucurât Suresi, 6. Ayet)
10 Mart 2026 Salı
BİR ATEİST İLE YAZIŞMALAR

Bir gün Twitter'da takip ettiğim bir ateiste şunu yazmıştım: "Siz ateistlerin Tanrı'nın olmadığını ispatlamak için harcadığınız bu büyük çaba, aslında O'nun varlığının en büyük kanıtı. Çünkü bir insan olmayan bir şeyi reddetmek için neden bu kadar uğraşsın?"
Bu yazışmalarımız, o beni engelleyene kadar sürdü. Eğer biraz daha konuşmaya devam edebilseydik, bu notları çok daha geniş bir şekilde "Bir Ateistle Yazışmalar" başlığıyla yayınlayacaktım.
Dikkat ederseniz, ateistlerin çoğu tartışırken mantıksal olarak Tanrı'nın yokluğunu ispatlamak yerine, başka bir yol seçerler. İnananların kutsal kitaplarındaki metinlere, inançlardaki tuhaflıklara veya doğrudan inanan insanların kusurlarına ve hatalarına atıfta bulunurlar. Üstelik bunu yaparken, gidip de inananlara "Siz bu metinden ne anlıyorsunuz, burada asıl kastedilen nedir?" diye sormazlar. Sorsalar bile aldıkları cevap onların ön kabullerini desteklemiyorsa kendi kabullerinde ısrar ederler. Normalde bir kitabı okuduğunuzda, o metnin derinliğini daha iyi anlamak için yazarıyla ya da o kitabı daha önce okuyanlarla konuşmak istersiniz. Ama onlar bunu yapmaz "Sizin bunu nasıl yaşadığınız veya ne anladığınız beni ilgilendirmiyor; benim anladığım şekli budur" deyip kestirip atıyorlar.
Aslında bu davranışlarının çok pratik bir sebebi var: İnananların ortada yazılı bir kitabı, hayata dair kuralları ve somut iddiaları var. "Var olan" bir metnin etrafında tartışmak, orada açık aramak çok kolay. Ama ateistlerin masaya koyduğu somut hiçbir şey yok. Eleştirebileceğimiz, "Sizin kitabınızda veya sisteminizde de şöyle bir mantıksızlık var" diyebileceğimiz bir metinleri bulunmuyor. İşte bu yüzden bütün tartışma hep inananların inancı ve kitapları etrafında dönmek zorunda kalıyor.
Bana göre tüm bu öfkenin, çabanın ve yıkma isteğinin altındaki asıl sebep, içlerindeki o derin şüphe. İnanan bir insanın da şüphesi olabilir ama bunu çözmesi kolaydır. Çevresindeki o muhteşem düzenin sadece bir parçasına bakıp "Bu düzen kendi kendine olmuş olamaz, bir yapanı var" demesi kalbini rahatlatmaya yeter.
Fakat bir ateistin işi çok zor. Geçenlerde bir videoda döllenme esnasında spermin yumurtaya olan o akıl almaz yolculuğuna denk geldim. O mikroskobik dünyada neler oluyor neler! Spermin kendisinde bir akıl, bir bilinç olmadığına göre ona yol veren, engelleri aştıran, en güçlünün hedefe ulaşmasını sağlayan bambaşka ve kusursuz bir akıl var. Sadece bu kadarcık bir olayı, şuursuz hücrelerin sergilediği bu harika bilinci bile tesadüfle açıklamak imkansızken, koca bir evreni nasıl tesadüfe bağlayacaksınız?
İşte ateistin omuzlarındaki yük budur. Hadi diyelim ki bu devasa nizamın bir parçasını reddetti, onu bir şekilde tesadüfe bağladı; hemen karşısına başka bir tane çıkıyor. Birini inkar etse, kendi kendine olması imkansız olan bambaşka bir düzen beliriyor. Evrendeki bu sayısız imkansızlığın her birinin tesadüfen var olduğunu tek tek ispatlamaya çalışmak, sonra bu sistemlerin birbirini tamamlayan yönlerini rastlantılarla açıklamaya çalışmak gerçekten insanın ömrünü yer.
Bence Yüce Yaratıcı kendini onların vicdanına bir şekilde duyuruyor ve onları şüpheye düşürüyor. Şüphe kadar insanın içini kemiren başka bir şey yoktur bu hayatta. Ve insan o şüpheden kurtulmadan iç huzuru bulamaz. Ateistlerin tüm bu çabalarının merkezinde o şüpheden kurtulup o iç huzura ulaşma çabası yatıyor.
Peki, bu iç huzuru bulmak bir ateist için mümkün mü? Gözümüzü çevirdiğimiz her şey bize bir sanatı ve bir düzeni, o sanat ve düzen bir sanatçıyı ve düzen kuranı haykırıyorsa, bu nasıl mümkün olabilir?
"Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O'dur. Rahman'ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner." (Mülk Suresi, 3 ve 4. ayetler)
4 Mart 2026 Çarşamba
KAİNATIN RUHU HAYATTIR

Cenab-ı Hak (c.c) şöyle mukabelede bulunur:
O yüzden "ne kadar güzel öldürdük" diye övünen manyaklardan uzak durun.
-----------------
"Hayat; şu kâinatın en ehemmiyetli gayesi, en büyük neticesi ve en parlak nurudur." (Bediüzzaman, 30. Lem'a)
2 Mart 2026 Pazartesi
SİYASİ BÜYÜCÜLER

İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık günlerinde, herkesin kulağı radyodan gelecek haberlerdeyken Bediüzzaman Said Nursi çok farklı bir tavır sergilemişti. O, radyoyu açmayı reddederek aslında modern dünyanın en yok edici illüzyonuna karşı bir kale inşa ediyordu.
Bediüzzaman, Felâk Suresi’ndeki "Düğümlere üfleyenlerin şerrinden..." ayetini tefsir ederken ilginç bir benzetme yapar. Ona göre modern diplomatlar birer "siyasi büyücüdür." Tıpkı eski büyücülerin insanları birbirine düşürmek için iplere düğüm atması gibi, bu diplomatlar da gizli masalarda devletler arasına nifak düğümleri atar; radyo ve propaganda yoluyla bu düğümlere "üfleyerek" halkları birbirine düşman ederler.
Bediüzzaman'a göre, bir zalim liderin hırsı yüzünden koca şehirler bombalanırken bir tarafı tutmak, o bombalarla can veren binlerce masumun günahına manen ortak olmaktır. O, "Zulme rıza zulümdür" diyerek zihinlerin bu kirli tarafgirlikten korunmasını tavsiye eder.
Bediüzzaman’ın en büyük uyarısı ise neye odaklanmamız üzerinedir: "Sermaye-i ömür az, lüzumlu işler pek çoktur." Her insanın başında, dünya savaşından bin kat daha büyük bir dava vardır; o da kendi ebedi hayatını kazanmaktır, der. İnsan, dışarıdaki gürültülü boğuşmaları takip ederken kendi iç dünyasındaki kaleleri kaybedebilir. Bediüzzaman, radyoyu kapatarak aslında bize asıl meselemize geri dönmeyi hatırlatmıştır.
Bediüzzaman’ın radyosuz dünyası, siyasi büyücülerin üflediği karanlık havadan kurtulup hakikatin berrak ışığına sığınmaktır. Bugünün bilgi kirliliği ve bitmek bilmeyen siyasi kutuplaşmaları içinde bu duruş, kendi iç barışımızı korumak adına hala en güvenli limandır.
7 Şubat 2026 Cumartesi
HAİN!...
Devirler değişir, yüzler eskir ama bu toprakların o altın kuralı hiç değişmez: Gözden çıkarılanın alnına okkalı bir 'hain' mührü vurulur.
24 Ağustos 2018 Cuma
CAMBAZA BAK

Cambaza bak taktiğini bilir misiniz?
Eskiden her türlü şenlikte ve eğlencede cambazlar gösteri yaparmış. Bu şenlikler bu cambazı seyreden avanakların ceplerini boşaltmak için yankesicilerin doğal av ortamı olurmuş. Hatta avanak gördükleri ama cebi dolu biri eğer gösteriyi izlemiyorsa, ona yaklaşıp "baba, cambaza bak bee..Ulan nasıl yürüyor herif o ipte?" diye gaz verip, dikkatini oraya çekiyor, ardından cebini bir güzel boşaltıyorlarmış.
Son bir kaç aydır, havuz medyası ve bağlantılı yerlerde bir cambaza bak taktiği almış başını gidiyor. Aslında uzun yıllardır var bu ama bazen çok daha belirgin hale geliyor.
Neymiş efendim, cemaat mensupları bilmem nerelerde lüks içinde yaşıyorlarmış.Yılların iş adamının mallarına çökmüşsün kaçırdığı bir kaç kuruş ile x-ülkesinde bir pasta&kafe açmış.. Bu senin ülkende "lüks restorana bak" diye haber olmuş.
70 yıllık Holding'e çökmüşsün. Eski sahibi yurt dışındaki bir kısım varlığıyla bir kaç yaşında bir Mercedes'e binmiş. Bu senin ülkende "vay lüks içinde yaşıyorlar" olmuş. Ama aynı ülkede Diyanet işleri başkanına zırhlı Mercedes tahsis edilmiş, bakanlar ve hatta belediye başkanlarına kadar ülke makam aracı Mercedesler'den geçilmez hale gelmiş. Ama vatandaş bunları dert etmiyor.
Aynı haberlerde kimi isimler var ki 6-7 villa; milyon dolarlık varlıklar atfediliyor, teyidi yok, delili yok.. Yalan bunları haber yapanların karakteri olmuş, birisi bir gram dahi şüphelenmiyor.
Ama diğer taraftan ülkede yolsuzluk almış başını gitmiş, rüşvetin dönmediği kamu ihalesi kalmamış. Bir yılda %100 devalüasyon olmuş, insanlar %100 fakirlemiş, ülke iflasın eşiğine gelmiş.. Bunu dert edeceğinine bir dedikodunun peşine takılmışsın.
Bırak ABD'dekileri ABD, Almanya'dakileri Almanya düşünsün.. Merak etme, oradakiler bir cent bile yasa dışı kazanca izin vermiyor. Senin ülken gibi değil oralar. Endişelenme.. Helalinden kazansın insanlar bırak...
Bir şairimiz yazmış ya:
Al sana Türkiye ve Türk insanının ahlak tomografisi..

