Sevgi... Hakkında tumturaklı laflar ettiğimiz o popüler kelime; önemi destansı ifadelerle anlatılan ama çoğu kez kelimelerin arasına hapsolup kalan derin bir mefhum.
Oysa sevgi duymak bir sonuçtur aslında... Kaynağını şefkat ve merhametten alan şifalı bir iksir. Hakiki sevgi şartlardan bağımsız sunulur; kişiden de, durumdan da bağımsızdır. Bunun dışındakine sevgi diyemem ben; o olsa olsa ihtirastır, bir sahiplenme ameliyesidir. Ve ne yazık ki sahip olamayınca tekfire dönüşen bir duygu yoğunluğundan ibarettir.
Hakiki manada seven kişi, bu yüzden kimseden nefret edemez. Nefret ediyorsan, sevgine mecaz bulaşmış demektir. Gerçek sevgiyi ruhunda büyüten ve yaşatan insan kimseden nefret etmez; sadece yanlış yapana acır. Onu, yanlış eylemlerin ve olumsuz sıfatların ağına düşmüş, yardıma muhtaç biri olarak görür. Tahkir etmez, küçümsemez, hakaretle incitmez.
O, her şeye sevgi sunar: Bir çiçeğe, bir böceğe, gökte uçan kuşa, kaskatı duran taşa... Çünkü kâinattaki her şey onun dostudur. Taşı parçalasa, tozunda kendi varlığının özünü bulacağını bilir. Çiçeğe baksa, onun güzelliğinde bambaşka ilahi ufuklara yol alır. "Yaratılanı severim Yaratandan ötürü" düsturu, işte bu hakiki sevgide tezahür eder.
Böyle bir insan her varlığa alakayla yaklaşır; dolayısıyla her mevcutla arasında bir yakınlık tesis eder. Bırakın bir ağacı kesmeyi, çimlerin üstüne basmaktan bile imtina eder. Çünkü bilir ki onlar da kendisi gibi "var edilen", Yüce Yaratıcı'nın sanat eserleri olma noktasında eşittir. Kim O'nun sanat eserini ayaklar altına alıp tahkir etmek ister ki? Asr-ı Saadet’te yürürken ayaklarına ses çıkaran şeyler bağlayan ve böylece böcekleri incitmeden kaçırmayı amaçlayan insanlara belki de bu şuur yüzünden rastlanmıştır.
Sevişme, karşılıklı sevgi sunmaktır. Çantasını taşımakta zorlanan bir ihtiyara yardım etmemiz, işte bu köklü sevgimizin bir tezahürüdür. Onun yüzündeki içten bir gülümseme, bir dua veya samimi bir teşekkür, sunduğumuz sevgimizin mukabili olarak bize geri döner. Tüylerini okşadığımız bir kedinin ya da köpeğin neşeyle cilvelenmesi de karşılıklı sevgi sunmanın bir başka biçimidir. Hatta çiçekler bile kendileriyle ilgilenildiğini ve sevildiklerini hissettiklerinde rengârenk açarak bu alaka ve sevgimize karşılık verirler. Dünya, Güneş’in etrafında dolanıp ona olan bağlılığını ve sevgisini ilan ederken, Güneş onun bu sevgisini karşılıksız bırakır mı hiç? Isıtmaz mı onu en latif şualarıyla?
Göz, güzele sevgi sunar; güzel de kendisini gören gözle anlam kazanır. Kulak musikiye müpteladır; musiki de kâinatı dolduran çeşit çeşit seslerle ona karşılık verir. Dil, tat almayı özler; karşılık olarak ağaçlar dolusu lezzetli mi lezzetli meyveler sunulur. Bunlar kâinat çapında karşılıklı sevgi sunma değil de nedir?
Öyleyse, sevme ve sevilmenin insana şifa veren iksirinden
mahrum kalmayalım. Sevgi sunmak ilahi bir ahlak olduğunu da hatırımızdan
çıkarmayalım. Aksi olsaydı bunca isyanlarımıza
karşı, Rahman ve Rahim olan Allah(c.c) biz bendelerine verdiklerini derhal geri
almaz mıydı?





