10 Mart 2026 Salı

BİR ATEİST İLE YAZIŞMALAR


Bir gün Twitter'da takip ettiğim bir ateiste şunu yazmıştım: "Siz ateistlerin Tanrı'nın olmadığını ispatlamak için harcadığınız bu büyük çaba, aslında O'nun varlığının en büyük kanıtı. Çünkü bir insan olmayan bir şeyi reddetmek için neden bu kadar uğraşsın?"

Bu yazışmalarımız, o beni engelleyene kadar sürdü. Eğer biraz daha konuşmaya devam edebilseydik, bu notları çok daha geniş bir şekilde "Bir Ateistle Yazışmalar" başlığıyla yayınlayacaktım.

Dikkat ederseniz, ateistlerin çoğu tartışırken mantıksal olarak Tanrı'nın yokluğunu ispatlamak yerine, başka bir yol seçerler. İnananların kutsal kitaplarındaki metinlere, inançlardaki tuhaflıklara veya doğrudan inanan insanların kusurlarına ve hatalarına atıfta bulunurlar. Üstelik bunu yaparken, gidip de inananlara "Siz bu metinden ne anlıyorsunuz, burada asıl kastedilen nedir?" diye sormazlar. Sorsalar bile aldıkları cevap onların ön kabullerini desteklemiyorsa kendi kabullerinde ısrar ederler. Normalde bir kitabı okuduğunuzda, o metnin derinliğini daha iyi anlamak için yazarıyla ya da o kitabı daha önce okuyanlarla konuşmak istersiniz. Ama onlar bunu yapmaz "Sizin bunu nasıl yaşadığınız veya ne anladığınız beni ilgilendirmiyor; benim anladığım şekli budur" deyip kestirip atıyorlar.

Aslında bu davranışlarının çok pratik bir sebebi var: İnananların ortada yazılı bir kitabı, hayata dair kuralları ve somut iddiaları var. "Var olan" bir metnin etrafında tartışmak, orada açık aramak çok kolay. Ama ateistlerin masaya koyduğu somut hiçbir şey yok. Eleştirebileceğimiz, "Sizin kitabınızda veya sisteminizde de şöyle bir mantıksızlık var" diyebileceğimiz bir metinleri bulunmuyor. İşte bu yüzden bütün tartışma hep inananların inancı ve kitapları etrafında dönmek zorunda kalıyor.

Bana göre tüm bu öfkenin, çabanın ve yıkma isteğinin altındaki asıl sebep, içlerindeki o derin şüphe. İnanan bir insanın da şüphesi olabilir ama bunu çözmesi kolaydır. Çevresindeki o muhteşem düzenin sadece bir parçasına bakıp "Bu düzen kendi kendine olmuş olamaz, bir yapanı var" demesi kalbini rahatlatmaya yeter.

Fakat bir ateistin işi çok zor. Geçenlerde bir videoda döllenme esnasında spermin yumurtaya olan o akıl almaz yolculuğuna denk geldim. O mikroskobik dünyada neler oluyor neler! Spermin kendisinde bir akıl, bir bilinç olmadığına göre ona yol veren, engelleri aştıran, en güçlünün hedefe ulaşmasını sağlayan bambaşka ve kusursuz bir akıl var. Sadece bu kadarcık bir olayı, şuursuz hücrelerin sergilediği bu harika bilinci bile tesadüfle açıklamak imkansızken, koca bir evreni nasıl tesadüfe bağlayacaksınız?

İşte ateistin omuzlarındaki yük budur. Hadi diyelim ki bu devasa nizamın bir parçasını reddetti, onu bir şekilde tesadüfe bağladı; hemen karşısına başka bir tane çıkıyor. Birini inkar etse, kendi kendine olması imkansız olan bambaşka bir düzen beliriyor. Evrendeki bu sayısız imkansızlığın her birinin tesadüfen var olduğunu tek tek ispatlamaya çalışmak, sonra bu sistemlerin birbirini tamamlayan yönlerini rastlantılarla açıklamaya çalışmak gerçekten insanın ömrünü yer.

Bence Yüce Yaratıcı kendini onların vicdanına bir şekilde duyuruyor ve onları şüpheye düşürüyor. Şüphe kadar insanın içini kemiren başka bir şey yoktur bu hayatta. Ve insan o şüpheden kurtulmadan iç huzuru bulamaz. Ateistlerin tüm bu çabalarının merkezinde o şüpheden kurtulup o iç huzura ulaşma çabası yatıyor.

Peki, bu iç huzuru bulmak bir ateist için mümkün mü? Gözümüzü çevirdiğimiz her şey bize bir sanatı ve bir düzeni, o sanat ve düzen bir sanatçıyı ve düzen kuranı haykırıyorsa, bu nasıl mümkün olabilir?

"Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O'dur. Rahman'ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner." (Mülk Suresi, 3 ve 4. ayetler)

4 Mart 2026 Çarşamba

KAİNATIN RUHU HAYATTIR

Bu bir menkıbedir. 
Rivayetlere göre, Hz. Azrail (a.s.) ruhları kabzetmekle görevlendirildiğinde Cenab-ı Hakka şöyle münacatta bulunur:
"Ya Rabbi! Ruhları kabzetme vazifesinde Senin kulların benden şikayet edecekler, benden küsecekler."

Cenab-ı Hak (c.c) şöyle mukabelede bulunur: 
"Seninle kullarımın arasına hastalıkları, musibetleri ve çeşitli ölüm sebeplerini birer 'perde' olarak koyacağım. Ta ki şikayetleri o sebeplere gitsin, senden küsmesinler."

O yüzden "ne kadar güzel öldürdük" diye övünen manyaklardan uzak durun.

-----------------

"Hayat; şu kâinatın en ehemmiyetli gayesi, en büyük neticesi ve en parlak nurudur." (Bediüzzaman, 30. Lem'a)

2 Mart 2026 Pazartesi

SİYASİ BÜYÜCÜLER


İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık günlerinde, herkesin kulağı radyodan gelecek haberlerdeyken Bediüzzaman Said Nursi çok farklı bir tavır sergilemişti. O, radyoyu açmayı reddederek aslında modern dünyanın en yok edici illüzyonuna karşı bir kale inşa ediyordu.

Bediüzzaman, Felâk Suresi’ndeki "Düğümlere üfleyenlerin şerrinden..." ayetini tefsir ederken ilginç bir benzetme yapar. Ona göre modern diplomatlar birer "siyasi büyücüdür." Tıpkı eski büyücülerin insanları birbirine düşürmek için iplere düğüm atması gibi,  bu diplomatlar da gizli masalarda devletler arasına nifak düğümleri atar; radyo ve propaganda yoluyla bu düğümlere "üfleyerek" halkları birbirine düşman ederler. 

Bediüzzaman'a göre, bir zalim liderin hırsı yüzünden koca şehirler bombalanırken bir tarafı tutmak, o bombalarla can veren binlerce masumun günahına manen ortak olmaktır. O, "Zulme rıza zulümdür" diyerek zihinlerin bu kirli tarafgirlikten korunmasını tavsiye eder.


Bediüzzaman’ın en büyük uyarısı ise neye odaklanmamız üzerinedir: "Sermaye-i ömür az, lüzumlu işler pek çoktur." Her insanın başında, dünya savaşından bin kat daha büyük bir dava vardır; o da kendi ebedi hayatını kazanmaktır, der. İnsan, dışarıdaki gürültülü boğuşmaları takip ederken kendi iç dünyasındaki kaleleri kaybedebilir. Bediüzzaman, radyoyu kapatarak aslında bize asıl meselemize geri dönmeyi hatırlatmıştır.

Bediüzzaman’ın radyosuz dünyası, siyasi büyücülerin üflediği karanlık havadan kurtulup hakikatin berrak ışığına sığınmaktır. Bugünün bilgi kirliliği ve bitmek bilmeyen siyasi kutuplaşmaları içinde bu duruş, kendi iç barışımızı korumak adına hala en güvenli limandır.


7 Şubat 2026 Cumartesi

HAİN!...

 


Devirler değişir, yüzler eskir ama bu toprakların o altın kuralı hiç değişmez: Gözden çıkarılanın alnına okkalı bir 'hain' mührü vurulur.

Sonrası kolaydır; bir hikâye uydurulur, ekranlardan aylarca, ve yıllarca 4/24 anlatılır. Artık kimse o lanetlenen şeyin, yani 'hain'in yanında durmaya cüret edemez. Korku, vicdan ve adaletin önüne geçer. Devlet ne derse 'amenna' diyen kalabalıklar buna inanmakta gecikmez.
Aziz okuyucu,
Bu coğrafyada muktedirler bir kitleyi "hain" olarak tanımlamadan ayakta duramaz. "Hain(!)" kitleler iktidarlarının can suyudur. Bugün böyle, on yıl önce böyleydi, yüz yıl önce de böyleydi.
Ve en acısı, zaman çarkı döndüğünde, düne kadar taşlanan o 'hain'in, bir sabah ansızın omuzlarda taşınan bir 'kahraman'a dönüştüğünü hayretle izlersin.

24 Ağustos 2018 Cuma

CAMBAZA BAK


Cambaza bak taktiğini bilir misiniz?
Eskiden her türlü şenlikte ve eğlencede cambazlar gösteri yaparmış. Bu şenlikler bu cambazı seyreden avanakların ceplerini boşaltmak için yankesicilerin doğal av ortamı olurmuş. Hatta avanak gördükleri ama cebi dolu biri eğer gösteriyi izlemiyorsa, ona yaklaşıp "baba, cambaza bak bee..Ulan nasıl yürüyor herif o ipte?" diye gaz verip, dikkatini oraya çekiyor, ardından cebini bir güzel boşaltıyorlarmış. 

Son bir kaç aydır, havuz medyası ve bağlantılı yerlerde bir cambaza bak taktiği almış başını gidiyor. Aslında uzun yıllardır var bu ama bazen çok daha belirgin hale geliyor.
Neymiş efendim, cemaat mensupları bilmem nerelerde lüks içinde yaşıyorlarmış.Yılların iş adamının mallarına çökmüşsün kaçırdığı bir kaç kuruş ile x-ülkesinde bir pasta&kafe açmış.. Bu senin ülkende "lüks restorana bak" diye haber olmuş.
70 yıllık Holding'e çökmüşsün. Eski sahibi yurt dışındaki bir kısım varlığıyla bir kaç yaşında bir Mercedes'e binmiş. Bu senin ülkende "vay lüks içinde yaşıyorlar" olmuş. Ama aynı ülkede Diyanet işleri başkanına zırhlı Mercedes tahsis edilmiş, bakanlar ve hatta belediye başkanlarına kadar ülke makam aracı Mercedesler'den geçilmez hale gelmiş. Ama vatandaş bunları dert etmiyor.

Aynı haberlerde kimi isimler var ki 6-7 villa; milyon dolarlık varlıklar atfediliyor, teyidi yok, delili yok.. Yalan bunları haber yapanların karakteri olmuş, birisi bir gram dahi şüphelenmiyor.
Ama diğer taraftan ülkede yolsuzluk almış başını gitmiş, rüşvetin dönmediği kamu ihalesi kalmamış. Bir yılda %100 devalüasyon olmuş, insanlar %100 fakirlemiş, ülke iflasın eşiğine gelmiş.. Bunu dert edeceğinine bir dedikodunun peşine takılmışsın.

Bırak ABD'dekileri ABD, Almanya'dakileri Almanya düşünsün.. Merak etme, oradakiler bir cent bile yasa dışı kazanca izin vermiyor. Senin ülken gibi değil oralar. Endişelenme.. Helalinden kazansın insanlar bırak... 

Bir şairimiz yazmış ya: 
"Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Vatandaş soyulurken aldırmıyor öküzler!
Hayadan eser yoktur nafile bütün sözler,
Beyhude inat etme hemen salla başını,
Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını."

Al sana Türkiye ve Türk insanının ahlak tomografisi..

25 Eylül 2017 Pazartesi

REFERANDUM DEMİŞKEN...

Gece geç vakitler.... evde ekmek kalmamış.. Kahvaltıdan önce ekmeğe gitmek yerine, hem günlük yürüyüşümü yapayım hem de ertesi günün ekmeğini tedarik edeyim diye evden çıktım.
Fırın 10-15 dakika uzakta.. Saat gece 10-11 civarı..
Bir miktar yürüdükten sonra 'acaba açık mı' diye uzaktan fırına baktım. Kapısı kapalı, ışıkları sönük...
"Eyvah bu kadar yolu boşuna mı geldim" diye kendi kendime yakınırken, pencerenin açık olduğunu fark ettim..  'Belki içeride birileri vardır' diye tekrar fırına doğru yöneldim.

Fırına ulaştığımda içeriye şöyle bir göz attım. Herhangi bir hareketlilik yoktu. Gelen yok, giden yok..
Ekmekler ise 4'erli ve 8'erli sayılar halinde paketlenmiş ve pencerenin önüne istif edilmiş.
'Ne yapmalıyım' diye düşünürken bitişikteki telefoncu imdadıma yetişti. Bana "onlar gittiler, ekmeğini al git" anlamında bir şeyler söyledi.
Şaşırdım. İsteyen istediği kadar ekmeği ücretini ödemeden alabilirdi. Sonra ekmeklerin yanına konulmuş  500'lük ve 1000'lik banknotları fark ettim.  Anlaşılan insanlar ekmeği pencereden alıyor, bedelini ise pencerenin önüne bırakıyorlardı. Ben de aynısını yaptım.. Ekmeğimi aldım ve bedelini bıraktım.

Sonraki günlerde de pek çok kez geç vakitlerde aynı fırının önünden geçtim.. Manzara farklı değildi.. Açık pencerenin önünde paketlenmiş ekmekler ve onların yanına bırakılmış banknotlar....
Dahasını söyleyeyim.
Bu bahsettiğim yerde bakkalınız yada mağazanız varsa bir işiniz çıktığında yada bir ihtiyacınızı gidermek için iş yerinizi terk etmek zorunda kaldığınızda kapıyı kapatmıyorsunuz.. İş yerinin girişine bir sandalye, bir tabure, uzunca bir sopa yada bir bez parçası geriyorsunuz.  Bu 'iş yeri sahibi içeride değil' anlamına geliyor. Kimse de fırsattan istifade içeri girip bir şeyler aşırmak yada kasadan para götürmek derdine düşmüyor.
Burası neresi mi?
Irak'ın kuzeyinde, Irak Kürdistan'ında bir şehir.. Süleymaniye...  

12 Temmuz 2015 Pazar

YEŞİL YOL PROJESİ ÜZERİNE


Son günlerde tartışılan "yeşil yol projesi" bu..

Yani yapılacak yollar bölgede yaşayanların yaylalarına ulaşımını kolaylaştırmayacak..

Sanırım godamanlar yaylalara büyük oteller, eğlence ve kayak merkezleri planlıyorlar.

Tabi bu kadar büyük yatırımın olduğu bölgelere paralı diğer godamanların hızlı bir şekilde ulaşması için böyle bir yol gerekiyor.Yani turistler bölge halkıyla temas etmeden direkt tatil yerlerine geçebilecekler.

Nasıl olsa yaylalar mera alanı.... canlarının istediği sermaye sahiplerine peşkeş çekebilirler.

Bölge halkının menfaatleri düşünülüyorsa, mevcut yollar ıslah edilsin..o yollardan hem turistler hem de bölge halkı faydalansın..

Zaten yeni yaptığımız yollarla tabiatı nasıl harap ettiğimiz ortada..

Büyük sermayenin değil bölge halkının menfaatleri öncelenene kadar..

Tabi güzelliklerinden faydalanırken birinci önceliğimizin onu koruyup kollamak olana kadar..

Bölgenin sosyal, kültürel ve doğal yapısının korunacağına dair güçlü kanaat getirene kadar böyle bir projeye EVET DEMEMELİYİZ.