2 Mart 2026 Pazartesi

SİYASİ BÜYÜCÜLER


İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık günlerinde, herkesin kulağı radyodan gelecek haberlerdeyken Bediüzzaman Said Nursi çok farklı bir tavır sergilemişti. O, radyoyu açmayı reddederek aslında modern dünyanın en yok edici illüzyonuna karşı bir kale inşa ediyordu.

Bediüzzaman, Felâk Suresi’ndeki "Düğümlere üfleyenlerin şerrinden..." ayetini tefsir ederken ilginç bir benzetme yapar. Ona göre modern diplomatlar birer "siyasi büyücüdür." Tıpkı eski büyücülerin insanları birbirine düşürmek için iplere düğüm atması gibi,  bu diplomatlar da gizli masalarda devletler arasına nifak düğümleri atar; radyo ve propaganda yoluyla bu düğümlere "üfleyerek" halkları birbirine düşman ederler. 

Bediüzzaman'a göre, bir zalim liderin hırsı yüzünden koca şehirler bombalanırken bir tarafı tutmak, o bombalarla can veren binlerce masumun günahına manen ortak olmaktır. O, "Zulme rıza zulümdür" diyerek zihinlerin bu kirli tarafgirlikten korunmasını tavsiye eder.


Bediüzzaman’ın en büyük uyarısı ise neye odaklanmamız üzerinedir: "Sermaye-i ömür az, lüzumlu işler pek çoktur." Her insanın başında, dünya savaşından bin kat daha büyük bir dava vardır; o da kendi ebedi hayatını kazanmaktır, der. İnsan, dışarıdaki gürültülü boğuşmaları takip ederken kendi iç dünyasındaki kaleleri kaybedebilir. Bediüzzaman, radyoyu kapatarak aslında bize asıl meselemize geri dönmeyi hatırlatmıştır.

Bediüzzaman’ın radyosuz dünyası, siyasi büyücülerin üflediği karanlık havadan kurtulup hakikatin berrak ışığına sığınmaktır. Bugünün bilgi kirliliği ve bitmek bilmeyen siyasi kutuplaşmaları içinde bu duruş, kendi iç barışımızı korumak adına hala en güvenli limandır.


7 Şubat 2026 Cumartesi

HAİN!...

 


Devirler değişir, yüzler eskir ama bu toprakların o altın kuralı hiç değişmez: Gözden çıkarılanın alnına okkalı bir 'hain' mührü vurulur.

Sonrası kolaydır; bir hikâye uydurulur, ekranlardan aylarca, ve yıllarca 4/24 anlatılır. Artık kimse o lanetlenen şeyin, yani 'hain'in yanında durmaya cüret edemez. Korku, vicdan ve adaletin önüne geçer. Devlet ne derse 'amenna' diyen kalabalıklar buna inanmakta gecikmez.
Aziz okuyucu,
Bu coğrafyada muktedirler bir kitleyi "hain" olarak tanımlamadan ayakta duramaz. "Hain(!)" kitleler iktidarlarının can suyudur. Bugün böyle, on yıl önce böyleydi, yüz yıl önce de böyleydi.
Ve en acısı, zaman çarkı döndüğünde, düne kadar taşlanan o 'hain'in, bir sabah ansızın omuzlarda taşınan bir 'kahraman'a dönüştüğünü hayretle izlersin.

24 Ağustos 2018 Cuma

CAMBAZA BAK


Cambaza bak taktiğini bilir misiniz?
Eskiden her türlü şenlikte ve eğlencede cambazlar gösteri yaparmış. Bu şenlikler bu cambazı seyreden avanakların ceplerini boşaltmak için yankesicilerin doğal av ortamı olurmuş. Hatta avanak gördükleri ama cebi dolu biri eğer gösteriyi izlemiyorsa, ona yaklaşıp "baba, cambaza bak bee..Ulan nasıl yürüyor herif o ipte?" diye gaz verip, dikkatini oraya çekiyor, ardından cebini bir güzel boşaltıyorlarmış. 

Son bir kaç aydır, havuz medyası ve bağlantılı yerlerde bir cambaza bak taktiği almış başını gidiyor. Aslında uzun yıllardır var bu ama bazen çok daha belirgin hale geliyor.
Neymiş efendim, cemaat mensupları bilmem nerelerde lüks içinde yaşıyorlarmış.Yılların iş adamının mallarına çökmüşsün kaçırdığı bir kaç kuruş ile x-ülkesinde bir pasta&kafe açmış.. Bu senin ülkende "lüks restorana bak" diye haber olmuş.
70 yıllık Holding'e çökmüşsün. Eski sahibi yurt dışındaki bir kısım varlığıyla bir kaç yaşında bir Mercedes'e binmiş. Bu senin ülkende "vay lüks içinde yaşıyorlar" olmuş. Ama aynı ülkede Diyanet işleri başkanına zırhlı Mercedes tahsis edilmiş, bakanlar ve hatta belediye başkanlarına kadar ülke makam aracı Mercedesler'den geçilmez hale gelmiş. Ama vatandaş bunları dert etmiyor.

Aynı haberlerde kimi isimler var ki 6-7 villa; milyon dolarlık varlıklar atfediliyor, teyidi yok, delili yok.. Yalan bunları haber yapanların karakteri olmuş, birisi bir gram dahi şüphelenmiyor.
Ama diğer taraftan ülkede yolsuzluk almış başını gitmiş, rüşvetin dönmediği kamu ihalesi kalmamış. Bir yılda %100 devalüasyon olmuş, insanlar %100 fakirlemiş, ülke iflasın eşiğine gelmiş.. Bunu dert edeceğinine bir dedikodunun peşine takılmışsın.

Bırak ABD'dekileri ABD, Almanya'dakileri Almanya düşünsün.. Merak etme, oradakiler bir cent bile yasa dışı kazanca izin vermiyor. Senin ülken gibi değil oralar. Endişelenme.. Helalinden kazansın insanlar bırak... 

Bir şairimiz yazmış ya: 
"Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Vatandaş soyulurken aldırmıyor öküzler!
Hayadan eser yoktur nafile bütün sözler,
Beyhude inat etme hemen salla başını,
Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını."

Al sana Türkiye ve Türk insanının ahlak tomografisi..

25 Eylül 2017 Pazartesi

REFERANDUM DEMİŞKEN...

Gece geç vakitler.... evde ekmek kalmamış.. Kahvaltıdan önce ekmeğe gitmek yerine, hem günlük yürüyüşümü yapayım hem de ertesi günün ekmeğini tedarik edeyim diye evden çıktım.
Fırın 10-15 dakika uzakta.. Saat gece 10-11 civarı..
Bir miktar yürüdükten sonra 'acaba açık mı' diye uzaktan fırına baktım. Kapısı kapalı, ışıkları sönük...
"Eyvah bu kadar yolu boşuna mı geldim" diye kendi kendime yakınırken, pencerenin açık olduğunu fark ettim..  'Belki içeride birileri vardır' diye tekrar fırına doğru yöneldim.

Fırına ulaştığımda içeriye şöyle bir göz attım. Herhangi bir hareketlilik yoktu. Gelen yok, giden yok..
Ekmekler ise 4'erli ve 8'erli sayılar halinde paketlenmiş ve pencerenin önüne istif edilmiş.
'Ne yapmalıyım' diye düşünürken bitişikteki telefoncu imdadıma yetişti. Bana "onlar gittiler, ekmeğini al git" anlamında bir şeyler söyledi.
Şaşırdım. İsteyen istediği kadar ekmeği ücretini ödemeden alabilirdi. Sonra ekmeklerin yanına konulmuş  500'lük ve 1000'lik banknotları fark ettim.  Anlaşılan insanlar ekmeği pencereden alıyor, bedelini ise pencerenin önüne bırakıyorlardı. Ben de aynısını yaptım.. Ekmeğimi aldım ve bedelini bıraktım.

Sonraki günlerde de pek çok kez geç vakitlerde aynı fırının önünden geçtim.. Manzara farklı değildi.. Açık pencerenin önünde paketlenmiş ekmekler ve onların yanına bırakılmış banknotlar....
Dahasını söyleyeyim.
Bu bahsettiğim yerde bakkalınız yada mağazanız varsa bir işiniz çıktığında yada bir ihtiyacınızı gidermek için iş yerinizi terk etmek zorunda kaldığınızda kapıyı kapatmıyorsunuz.. İş yerinin girişine bir sandalye, bir tabure, uzunca bir sopa yada bir bez parçası geriyorsunuz.  Bu 'iş yeri sahibi içeride değil' anlamına geliyor. Kimse de fırsattan istifade içeri girip bir şeyler aşırmak yada kasadan para götürmek derdine düşmüyor.
Burası neresi mi?
Irak'ın kuzeyinde, Irak Kürdistan'ında bir şehir.. Süleymaniye...  

12 Temmuz 2015 Pazar

YEŞİL YOL PROJESİ ÜZERİNE


Son günlerde tartışılan "yeşil yol projesi" bu..

Yani yapılacak yollar bölgede yaşayanların yaylalarına ulaşımını kolaylaştırmayacak..

Sanırım godamanlar yaylalara büyük oteller, eğlence ve kayak merkezleri planlıyorlar.

Tabi bu kadar büyük yatırımın olduğu bölgelere paralı diğer godamanların hızlı bir şekilde ulaşması için böyle bir yol gerekiyor.Yani turistler bölge halkıyla temas etmeden direkt tatil yerlerine geçebilecekler.

Nasıl olsa yaylalar mera alanı.... canlarının istediği sermaye sahiplerine peşkeş çekebilirler.

Bölge halkının menfaatleri düşünülüyorsa, mevcut yollar ıslah edilsin..o yollardan hem turistler hem de bölge halkı faydalansın..

Zaten yeni yaptığımız yollarla tabiatı nasıl harap ettiğimiz ortada..

Büyük sermayenin değil bölge halkının menfaatleri öncelenene kadar..

Tabi güzelliklerinden faydalanırken birinci önceliğimizin onu koruyup kollamak olana kadar..

Bölgenin sosyal, kültürel ve doğal yapısının korunacağına dair güçlü kanaat getirene kadar böyle bir projeye EVET DEMEMELİYİZ.

10 Temmuz 2015 Cuma

DOĞU TÜRKİSTAN PROTESTOLARI ÜZERİNE

Doğu Türkistan ile ilgili elbette kaygılanmamız gerekir ama yürütülen kampanyada ileriye dönük amaçlanan şeyler var. Bunu ilk günlerden beri yazıyorum.

4-5 yıldır PKK/KCK ile yürütülen barış sürecinde bilinçli olarak pasifize edilen milliyetçi duygular tekrar uyandırılmak için ciddi adımlar atılıyor. Doğu Türkistan kampanyası bu yüzden hala devam ettiriliyor. Halbuki her sene olan şeylerden daha çok şey olmadı orada.. Hatta bir hafta önce olan 6,5 şiddetinde deprem ve bu depremden zarar görenler bile konuşulmuyor. Peki bu niçin isteniyor?
http://www.thenewstribe.com/2015/07/03/six-dead-as-earthquake-hits-chinas-rular-part/


Ayrıca Devlet Bahçeli şimdiye kadar sokağa çıkmak isteyen ülkücüleri en kabul edilemez şeylerde bile sükunete çağırırdı.

Ama son olaylardan sonra ilginç bir açıklaması var. "Hepsi çekik gözlü.. birbirlerinden nasıl ayırsınlar?" Yani sokağa çıkmayın demedi, devam edin demek istedi.

http://www.radikal.com.tr/turkiye/devlet_bahceli_koreli_ile_cinliyi_nasil_ayirt_edeceksin-1393115

Burada 2 temel hedef seziyorum.

1) Muhtemelen MHP yeni kurulacak hükumetin bir ayağı olacak. MHP+AKP yada MHP+CHP.. Yani belirleyici olan MHP olacaktır. Bu yüzden MHP'nin atacağı bazı adımlara (buna çözüm süreci dahil) koşulsuz ve güçlü destek verecek kamuoyu gerekiyor. Kanaatimce bu kamuoyu oluşturuluyor.

2) 2018 yılı itibarıyla Çin askeri güç olarak ABD'yi geçecek.. Bu yüzden 2018 öncesi önce ekonomik arkasından askeri kapışma öngörülüyor. Çin+Rusya blokunun karşısında ABD+Avrupa bloğu var.

Bu bağlamda Erdoğan'ın çok öncelerden Çin Rusya blokuna doğru hamleler yaptığı gözden kaçmıyor. Onun hayal ettiği Türkiye, Rusya gibi Çin gibi yönetilen bir ülke...Bunu da büyük oranda başarmıştı. Ta ki 7 haziran seçimlerine kadar. Ama Erdoğan'ın hayallerini hala orası süslüyor. Çünkü kurduğu oligarşinin demokratik bir hukuk devletinden mevcudiyetini devam ettirme şansı yok
.
Dolayısıyla Doğu Türkistan kampanyasının ikinci ayağı Türkiye'yi Çin+Rusya bloğundan uzaklaştırma amacını taşıyor. 

http://t24.com.tr/haber/erdogan-basinda-yer-alan-cin-haberlerinin-buyuk-bir-kismi-yalan-ya-da-istismar,302399

28 Ekim 2014 Salı

AHAN DA VALİDEBAĞ'INDA OLAN BİTENİ YAZIYORUM

Validebağ korusu Acıbadem Mahallesinde, Üsküdar belediyesi sınırları içinden bir yeşil alan.. Son günlerde koruya yapılmak istenen cami ile gündeme geldi.
Medyaya yansıdığı kadarıyla mahallelinin oraya cami yapılsı için bir talebi yok.. Ayrıca cami yapılmak istenen noktaya 200 m'den başlayarak 500 m uzaklığa kadar bir kaç cami var. Ama Üsküdar Belediyesi oraya ısrarla cami yapacağını söylüyor.


Cami yapılması düşünülen alan ise Validebağ korosu içerisinde değil..Mahallelinin araçlarını parkettiği ama koruya sınır bir metruk alan..



Anlaşılan mesele ne koru, ne de Cami.. Peki sorun ne?
Biz hep bir yerleri işaret eden parmağa bakarız. Tartışmanın tarafları da o parmağa bakmamızı ister zaten..
Ama aslolan parmağın nereyi işaret ettiğinin fark edilmesidir.
Bu tür el koyma işlemleri 30 Mattan bu yana tüm ülke sathında yapılıyor. Bahçesinden yol geçirilen cemaat okullarını hatırladınız mı? Evet hatırladınız.. Bunun cemaat-AKP mücadelesinin safhalarından ibaret olduğu düşünüldü ama değildi. AKP kendisine oy vermeyen cemaati hatta cemaatleri cezalandırıyordu. 


Ama iş orada kalmadı.. Peki Zeytinburnu Belediyesi tarafından duvarları yıkılmak istenen Tercüman sitelerini hatırladınız mı? Onlarca yıllık duvarlar neden yıkılmaya çalışıldı? Cevabı 2014 yılında yapılan seçimlerin sonuçları olmasın!..

Bir de Validebağ korusunun içinde bulunduğu Acıbadem mahallesindeki cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna bakalım!..


Elbette o metruk alana el koymanın en kazançlı tarafı cami yapılacağını deklare etmek olacaktı... Oldu da.. AKP bir kez daha dini bütün parti oldu. CHP de cami düşmanı yaftasını bir kere daha yedi..

Şimdi soruyorum, rakibinizin yapmak istediğini anlamaz ve ondan daha stratejik düşünemezseniz, onu nasıl yeneceksiniz?